Kadın Dostu Markalar Platformu Kurucu Başkanı Demirel: Eşitlik için ölçülebilir ve sürdürülebilir etki şart
Son yıllarda ESG kriterleri arasına girmesiyle birlikte cinsiyet eşitliği projelerinin arttığı gözlemlense de “kadın dostu marka” olmak çok sayıda kritere dayanıyor. Kadın Dostu Markalar Platformu Kurucu Başkanı Nazlı Demirel ile bu kriterleri ve samimiyetin göstergelerini konuştuk.
Kadın Dostu Markalar Platformu Başkanı olarak sizce “kadın dostu marka” tam olarak neyi ifade ediyor? Bugün bu kavramı gerçekten içselleştiren markalar ile bunu daha çok iletişim dili olarak kullanan markalar arasındaki farkı siz nasıl tanımlıyorsunuz?
“Kadın dostu marka” kavramı, Kadın Dostu Markalar Platformu’nun varlık sebebinin tam merkezinde yer alıyor. Bu kavramı yalnızca kadın tüketicilere yönelik ürün geliştiren ya da reklam kampanyalarında güçlü kadın imajlarına yer veren markalarla sınırlamak büyük bir eksiklik olur. Bizim perspektifimizde kadın dostu olmak; toplumsal cinsiyet eşitliğini bir dönemsel proje ya da iletişim stratejisi olarak değil, kurumsal kültürün ayrılmaz bir parçası, hatta kurumsal genetik kodu olarak benimsemek demektir. Bu yaklaşım; üretimden insan kaynaklarına, yönetim kurulu yapısından tedarik zincirine, yatırım kararlarından pazarlama diline kadar her aşamada eşitlikçi ve kapsayıcı bir bakış açısının sistematik biçimde uygulanmasını gerektirir. Bugün iş dünyasındaki markalar arasında kadın çalışanlara yönelik iki farklı yaklaşım görüyoruz. Birincisi, eşitliği gerçekten içselleştiren markalar. Bu kurumlar eşitlikçi ve kapsayıcı bir bakış açısıyla projeler geliştirip hayata geçirerek kurum içinde köklü bir dönüşüm yürütürler. İnsan kaynakları verileri incelendiğinde cam tavanların kırıldığı, terfi süreçlerinin şeffaf olduğu, ücret eşitliğinin sağlandığı ve doğum sonrası iş gücüne dönüş oranlarının yüksek olduğu açıkça görülür. Bu markalarda eşitlik, yalnızca 8 Mart’ta hatırlanan bir tema değil; yılın 365 günü uygulanan bir yönetim anlayışıdır. İkinci grupta ise eşitliği daha çok iletişim dili olarak kullanan markalar yer alıyor. Reklamlarında güçlü kadın figürleri gösterirken, kendi organizasyon yapılarında kadınların karar alma mekanizmalarında yeterince temsil edilmediği örneklerle karşılaşabiliyoruz.
Bir markanın kadın dostu olduğunu somut olarak söyleyebilmemiz için hangi kriterlerin mutlaka sağlanması gerekir? Ücret eşitliği, kariyer fırsatları, esnek çalışma ve liderlik temsili açısından sizce hangi göstergeler belirleyici?
Bir markanın kadın dostu olduğunu somut olarak ifade edebilmek için iyi niyet beyanları yeterli değildir; ölçülebilir, izlenebilir ve sürdürülebilir kriterlerin varlığı şarttır. Biz Kadın Dostu Markalar Platformu olarak değerlendirmelerimizi her zaman veri temelli bir yaklaşımla yapıyoruz. Bu hassasiyetimizi, 5 Mart’ta gerçekleştirdiğimiz 6. Uluslararası Kadın Dostu Markalar Farkındalık Ödülleri sürecinde de titizlikle uyguladık. İstanbul Bilgi Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirdiğimiz jüri çalıştayında, bağımsız jüri üyeleri toplam 44 proje arasından 30 projeyi ödüle layık gördü. Değerlendirme sürecinde bizim için en belirleyici kriter ölçülebilirlik oldu. Yani projelerin yalnızca niyet beyanı içermesi değil; toplumsal etkiyi ne ölçüde yarattığı, bu etkinin nasıl ölçüldüğü ve sonuçlarının ne kadar net ortaya konduğu temel değerlendirme unsurumuzdu. Uluslararası Kadın Dostu Markalar Farkındalık Ödülleri yalnızca bir ödül programı değildir. Bu platform; toplumsal cinsiyet eşitliği, kapsayıcılık ve sosyal etki alanlarında geliştirilen iyi uygulamaların görünür kılınmasını, kurumların dönüşüm yolculuklarının desteklenmesini ve farkındalığın kalıcı etkiye dönüşmesini amaçlayan bir etki hareketidir.
Bu ana kriterin yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyecek başka faktörler de var tabii ki. Bunlar; eşit işe eşit ücret ilkesinin şeffaf ve denetlenebilir biçimde uygulanması, kadınların yalnızca istihdamda değil karar alma mekanizmalarında da güçlü biçimde temsil edilmesi ve cam tavanların sistematik olarak kaldırılmasıdır.
Kadınların yönetim kademelerinde ve karar alma mekanizmalarında hâlâ yeterince temsil edilmemesinin temel nedeni sizce nedir? Bu sorun daha çok kurum kültüründen mi, sistemsel yapılardan mı yoksa yönetim anlayışından mı kaynaklanıyor?
Bana göre bu sorunun tek bir cevabı yok; ancak en güçlü faktörün “bilinçdışı önyargılarla şekillenmiş kurum kültürü” olduğunu söyleyebilirim. Liderlik kavramı tarihsel olarak daha maskülen özelliklerle özdeşleştirildi. Oysa günümüz iş dünyasında empati, kapsayıcılık, iletişim gücü ve duygusal zekâ gibi nitelikler stratejik avantaj haline gelmiş durumda. Buna rağmen kadın liderlik tarzı hâlâ kimi ortamlarda “yumuşak” ya da “yetersiz” olarak etiketlenebiliyor. Bunun yanında sistemsel yapıların da etkisi var. Terfi süreçlerinin şeffaf olmaması, ağ ilişkilerinin erkek egemen çevrelerde şekillenmesi ve bakım sorumluluğunun büyük ölçüde kadınlar üzerinde kalması temsil oranlarını doğrudan etkiliyor.
Ekonomik belirsizlik ve kriz dönemlerinde şirketlerin eşitlik ve kapsayıcılık politikalarını geri plana attığını görüyoruz. Sizce tam tersine, bu dönemlerde kadın dostu uygulamalar neden daha kritik hale geliyor?
Ekonomik krizlerde eşitlik politikalarının geri plana atılması, kısa vadeli bir refleks olabilir. Ancak uzun vadede ciddi bir stratejik hata yaratır. Araştırmalar, çeşitliliğe sahip ekiplerin, kriz yönetiminde daha dirençli olduğunu gösteriyor. Kadınların çok boyutlu düşünme becerisi, risk yönetimindeki hassasiyeti ve empatik liderlik anlayışı belirsizlik dönemlerinde önemli avantaj sağlar. Bu nedenle eşitlik politikalarını askıya almak, kurumun potansiyelini zayıflatmak anlamına gelir.
Kadın Dostu Markalar Platformu olarak şirketlerde gerçek ve kalıcı bir dönüşüm yaratmak için hangi alanlara odaklanıyorsunuz? Bugüne kadar sizi en çok etkileyen veya umutlandıran değişim örneğini paylaşabilir misiniz?
Kadın Dostu Markalar Platformu olarak kuruluşumuzdan bu yana toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini artırmayı ve kadınların iş, eğitim ve sosyal hayatta daha güçlü bir şekilde yer almasını desteklemeyi temel misyonumuz olarak görüyoruz. Kadın istihdamı, fırsat eşitliği, liderlik temsili ve kapsayıcılık gibi konularda geliştirilen projeleri kamuoyuyla paylaşarak, hem iş dünyasında hem de toplum genelinde ilham verici örneklerin çoğalmasına katkı sağlıyoruz. İkinci odak alanımız ölçümleme ve değerlendirme. Kadın Dostu Markalar Endeksi ve ödül programlarımız aracılığıyla şirketlerin toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmalarını objektif kriterlerle değerlendiriyor, ölçülebilir etkiyi önceliklendiriyoruz. Üçüncü temel odağımız ise işbirliği. Kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör temsilcileriyle ortak projeler geliştirerek toplumsal cinsiyet eşitliğini daha geniş bir etki alanına taşımayı hedefliyoruz. Beni en çok heyecanlandıran ve umutlandıran gelişme ise bu etkinin sınırları aşmasıdır. Son iki yıldır Türkiye’de attığımız bu güçlü adımları dünyanın farklı coğrafyalarına duyurmaya, buralardan özel konuklar ve konuşmacılar ağırlamaya başladık. Bu da ülkeler arasında ne kadar güçlü bağlar kurduğumuzun en somut göstergesi.
Önümüzdeki yıllarda “kadın dostu marka” kavramının nasıl bir dönüşüm geçireceğini öngörüyorsunuz? Yeni nesil markalardan beklentiniz ne ve artık hangi yaklaşımların kabul edilmemesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
Gelecekte kadın dostu olmak bir tercih değil, var olma koşulu olacak. Yeni nesil tüketiciler markaların etik duruşunu yakından izliyor. Şeffaflık çağında söylem ile uygulama arasındaki tutarsızlık hızla görünür hale geliyor. Artık “mış gibi” yapan yaklaşımların kabul görmeyeceği bir döneme giriyoruz. Veri paylaşmayan, ölçülebilir hedef koymayan ve hesap verebilir olmayan markalar güven kaybedecek.
Röportaj: Selin Şen Saltaş